Hakkımda
Gün gün dağarcığıma katılanlar..
Bağlantılarım
*
*
*
Kategoriler
Arkadaşlarım
• e1y3 • 290405 • putri • benimbahcem • dogaresimlerim
|
''TARİHİ FIRSAT KAÇIYOR'' MU?
CUMHURBAŞKANI sözünü ettiği o “tarihi fırsat”ın ne olduğunu henüz açıklamış değil. Bizim medya ise bu “tarihi fırsat”a çok sevindi.
Sadece “tarihi fırsat”ın ne olduğunu belli değil... Tam bu aşamada Cumhurbaşkanı yine konuştu: “Tarihi fırsat kaçıyor...” Demek ki kalkıp koşmuşum... Bilmediğimiz kaçan şeyi kaçırmamak için...
Gerçekten tarihi fırsatsa... Niçin Cumhurbaşkanı bugün cenazeleri kaldırılacak şehitlerin törenine gidip, o ağlayan insanlara “kaçan fırsat”ın ne olduğunu açıklamıyor?.. Niçin o şehitlerin evlerine uğrayıp başsağlığı dilerken, annelerine-babalarına “kaçan fırsat”ı anlatmıyor?.. Çünkü; anlatılacak gibi değil... PKK ve siyasi uzantıları, koca Türkiye Cumhuriyeti’ni parmaklarında oynatıyorlar... Devletin tepesine oturmuş kişiler acz ve basiretsizlik içinde terör örgütü ile pazarlık yapmaya başladılar... PKK ve siyasi uzantılarının istediklerini vermeyi düşünüyorlar... İşte buna “tarihi fırsat” diyorlar... Fırsatın ne olduğunu söylemeyişleri, yüzleri tutmadığındandır...
Peki şehitler?.. Neden öldüler?.. Anadolu’nun otuz bin yoksul hanesinde, her gece bir anne ağlar, bir baba ağlar, dullar ve yetimler ağlar, tam 25 yıldır... Bunun için miydi?.. PKK ile pazarlık edilsin, devlet teröre yenilsin diye mi çocuklarını davulla gönderip, sandık içinde karşıladılar?.. Zorba kazansın diye, masumlar öldü... Öyle mi?..
Bugün 7 şehit daha dönüyor eve... Ama yine de Cumhurbaşkanı’nız “Tarihi fırsat kaçıyor...” derken, neyin fırsat olduğunu, neyin kaçtığını açıklamış değil... Bence dili varmıyordur... Yüzü tutmuyordur... Ne diyecek şehit analarına?.. Çünkü koca Türkiye Cumhuriyeti, asla devlet adamı olamayacak basiretsizlerin elinde, teröre oyuncak oluverdi... Yüzümüz kara...
BEKİR ÇOŞKUN |
Tarih: 02:28, 1/6/2009 Kategori: GAZETE YAZILARI |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
BİRAZ KENDİNDEN BAHSEDERMİSİN?
| Yeni tanıştığım birinden duyabileceğim ve beni en sinir eden cümle budur: Biraz kendinden bahseder misin? Edemem! Zaten bu soru ile sohbete başlamaya çalışan birine, kendimi anlatmayı gereksiz sayarım. Fast-food yemeğe alıştığımız gibi, ilişkileri de hızlı tüketmeye başladık. Armut pişsin, ağzımıza düşsün istiyoruz. Tüm ilişkileri teknolojik hıza göre ayarlamaya başladık. Aşkımız, dostluklarımız, sevişmelerimiz, ne varsa yaşamı anlamlı kılan, hepsi hızla tüketilmek üzere mönü haline gelmiş. Paket program seviyoruz. Ne kadar ödeyeceğimizi ve gelecek olanın içeriğini bilelim istiyoruz. Ben sana 2 aylık sevgili olacağım, sen karşılığında ne vereceksin? Önce sevişelim, tenimiz uyuşursa bakarız, ilişkiyi götürebilecek miyiz? Bana bir gecelik ilişki + telefon numarası, yanında büyük boy seksi kadın verir misiniz? Lütfen paket olsun, evde yiyeceğim. Emek vermeye ne oldu? Kim kaldırdı aşkın üzerindeki fedakarlığı? Bana kendinden bahseder misin? “Sen bahset, ben bu arada gece seni nasıl eve atarım, onu düşüneyim. İnan, dinliyormuş gibi yapacağım, aradaki farkı anlayamayacaksın. Kaç kişiyi dinliyormuş gibi yaptım ben, antrenmanlıyım. Zaten hepiniz aynı şeyi anlatıyorsunuz. Aynı soruları sorunca muhabbet su gibi akıp gidiyor.” İşte bana kendinden bahseder misin cümlesinin altı bunlarla dolu. Ne üzücü değil mi? Bir de yeni moda çıkmış. Beyler arasında da yayılmış. Kadını etkileyen cümlelerden biri olarak hepsinin diline yerleşmiş. “ Sen farklı bir kadınsın. İçinde bir kız çocuğu gizli ama bunu kimseye göstermiyorsun. Ben o içindeki kadını gördüm.” Bunun benzeri cümleler, trend olmuş. Kadın da sanıyor ki, karşısındaki adam çok dolu. Bir anda adamla ilgili fikirleri değişiyor. Aman dikkat, bu tuzağa düşmeyin! Kendimi anlatmamı isteyen herkesten köşe bucak kaçıyorum. Zaman geçirmeden, paylaşmadan hatta bazen paylaşarak bile birini tanımak mümkün değil. Yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim tadındaki, keyifsiz, sığ, içi dolmayan muhabbetler, sadece hedefe giden bir yol. Gerçekten tanımak isteyen adam, zaman ayırır. Farklı ortamlara birlikte gider, karşısındaki kadını gözlemler. Onun duruşundan, konuşmasından, yediğinden, içtiğinden bir takım fikirler elde eder. Tartar, irdeler, hakkında çaktırmadan bilgi alır. Arkadaşlarını, ailesini, nasıl bir hayat yaşadığını adım adım öğrenir. Aşkı gelişinden tanırsınız. Gerçekten size uygun ve doğru yüreği bulduğunuz zaman, bunu hissedersiniz. Aşk dediğin bağıra bağıra gelir. Tepeden düşen çığ gibi, vakit geçtikçe büyür. O yüzden sonunda aşk olur mu acaba diye zaman harcamayın. Geldiğinde anlarsınız.Hayatınızın ruhunuzun değiştiğini hatta vucuduzun bile değiştiğinden anlarsınız.Tabii sizi gercekten sevecek bir aşk bulursanız.Aşk asla bu cümleyle başlamaz: Bana biraz kendinden bahseder misin? |
Tarih: 02:26, 1/6/2009 Kategori: YASAMDAN ESTANTENELER |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
SUNAY AKIN'DAN BiR KIZ KULESi OYKUSU
1827 yilinda Almanya'nin Brandenburg kentinde Karl adinda bir cocuk dunyaya gelir. Babasi muzik ogretmeni olan Karl, aile icinde bas gosteren huzursuzluklardan dolayi bir Fransiz yetimhanesine gonderilir. Daha sonra gemilerde mico olarak calisir. Hamburg'tan kalkan bir gemiyle Istanbul'a giderken henuz 12 yasindadir. Gemi Istanbul'a geldiginde denize atlayan Karl, Kiz Kulesi'ne yuzerek kacar. Kendisini kurtaran Kiz Kulesi'nin bekcisine gemiye geri donmek istemedigini soyler. Iki ulke arasinda kucuk bir politik sorun yasanir. Ama Osmanli sadrazami Ali Pasa sorunu cozer ve Karl'i korumasina alir. Karl Mehmet Ali adini alir. Mehmet Ali, Kirim, Bosna ve Karadag savaslarindan sonra 2. Abdulhamit doneminde pasa unvanini alir. Mehmet Ali Pasa, 1878 yilinda imzalanan Berlin Antlasmasi'nda Osmanli'yi temsil eden uc kisiden biri olur. Almanca, Fransizca, Yunanca, Farsca ve Arapca dillerinde siirler yazan Mehmet Ali Pasa'nin dort kizi olur. Pasa'nin Leyla adindaki kizinin da bir kizi olur; Celile. Celile bir erkek cocuk dogurur: Sair Nazim Hikmet! Goruldugu gibi Karl'dan Nazim'a uzanan hikayenin gosterdigi gibi, Kiz Kulesi'nin her zaman hikayeleri vardir. Eger Kiz Kulesi Karl'i kurtarmasaydi, Nazim olmayacakti. Sunay AKIN |
Tarih: 02:25, 1/6/2009 Kategori: OYKULER |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
YOĞURT KAPLARI
Sabah bulaşık yıkarken ellerimin annemin ellerine ne kadar benzediğini fark ettim. Benzemekten de öte; tıpatıp aynısı olmuşlar.. Ergenlik çağlarımda (hakikaten çekilmez bir yeniyetmeydim) annemin ellerine sinir olurdum. Ya da şöyle diyelim: Sinir olduğum bir milyon sekiz yüz kırk altı şeyden biri de annemin elleriydi. Kadıncağızın beni sinir etmek için ellerine özel olarak yaptığı bir şey de yoktu. Uzun kırmızıya boyanmış cadı tırnakları falan veya lime lime olmuş tırnak etleri gibi bir durum da yoktu. Sadece şekilsizdi. Yani güzel değildi. Ve ben buna sinir olurdum. 'Hah' dedim kendi kendime 'şimdi senin de bir sıpan olsaydı, o da senin ellerine sinir olacaktı. Yeterince güzel değilmiş diye..' Şimdi ise o eller biraz daha elimin içinde kalsın diye ne numaralar çekiyorum... Yok üşüdüm, tutsana elimi, yok kremi fazla sürdüm, alsana birazını, tırnakların uzamış, törpüleyeyim mi?..
Aslında düşününce, eller dışında da anneme her geçen gün daha çok benziyorum. Eskiden çok umurumda olmazdı şimdi evde ufacık bir dağınıklık olsa sıkılıyorum. Sabah kalkar kalkmaz temizlik yapmaya başlıyorum. Hesapça, çay demleninceye kadarki vakti değerlendirmiş olacağım. Çay zift oluyor, ben hâlâ bir yerleri siliyorum.
Aynı annem gibi ben de masa örtülerini düzeltmeden yanlarından geçmiyor, hoh yapıp silmeden aynalara bakmıyor, yerden gübür toplamadan ilerleyemiyorum artık.
Aynı onun gibi sabah kalkınca uzun uzun camdan dışarıya bakmadan güne de başlayamıyorum. Esnafla iki kelimenin belini kırmazsam aynı onun gibi eksik iş yapmış sayıyorum kendimi.
Daha az süsleniyor ama tıpkı onun gibi daha çok bakım yapıyorum. Eskiden tek bir nemlendiriciyi üç kereden fazla kullanamayan ben, artık her gün sabah akşam sürüyorum. Üstelik fındık tanesi kadar miktar, oldu artik ceviz tanesi kadar! Rimel ise kurumak üzere..
Bu kadarla kalsa yine iyi.. Arkadaşlarımdan çok bitkilerimle konuşmama ne diyorsunuz? Ya da yalnızsam on iki dedi mi en şahane filmi bile seyrediyor olsam kapatıp cup yatağa giriyor olmama? Veya çantamda vızıldayan bir çocuğa verilmek üzere BONBON taşımaya başlamama?
Ben de şaşırıyorum ama gerçek. Annemde dalga geçtiğim ne kadar şey varsa hepsini ben de yapıyorum artık!...
Tek kaygım şu: Bir gün ben de YOĞURT KAPLARINI biriktirmeye başlayacak mıyım acaba??? Aklımın almadığı tek şey bu. Bütün dolap içleri yıkanmış, kurulanmış yoğurt kaplarıyla dolu. Hepsi küçük kuleler şeklinde üst üste dizilmiş, kuzu kuzu bekliyorlar. . Kapakları da elbette mevcut. Onlarca değil yüzlerce!
Ne diyeyim... Bir gün elimdeki yoğurt kabını deterjanlarken anlarım herhalde kap biriktirmenin esbab-ı mucibesini.. . |
Tarih: 02:22, 1/6/2009 Kategori: YASAMDAN ESTANTENELER |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
MAYIN KONUSU..
Okurlar sipariş veriyor:
"Mayın konusunu yaz."
*
Aslına bakarsanız, pek "üzerinde durulmaması gereken" bir konu bu...
Denk gelirseniz bas’mayın!
*
Ama gene de yazayım...
Sat’mayın.
Sattır’mayın.
*
Sus’mayın...
İş işten geçtikten sonra ağla’mayın.
*
Savunma Bakanı diyor ki:
"Kıbrıs büyüklüğünde arazi
deniyor, değil, abartıyorlar."
*
Siz Bakan’a bak’mayın...
*
Sakın ola kan’mayın.
Keriz yerine kon’mayın.
*
Evet, Kıbrıs büyüklüğünde değil.
Ama, İstanbullular kıyaslasın:
Üsküdar...
Kadıköy...
Kartal...
Maltepe’nin yüzölçümünü topla...
Dördünü birden.
O büyüklükte.
*
Uyu’mayın.
*
Ankaralılar, unut’mayın...
Keçiören’den büyük!
*
İzmirliler, aldan’mayın...
Karşıyaka’nın üç misli.
Konak artı Buca kadar.
*
Komple Türkiye’nin 4500’de 1’i kadar bu arazi... 300 milyon dolar verecek, mayınları temizleyecek, sonra da bu araziyi 49 yıllığına tepe tepe kullanacak.
*
O halde şunu diyebiliriz:
Komple Türkiye topraklarının
49 yıllık fiyatı ne eder?
1.3 trilyon dolar...
Yıllık kirası kaça geliyor?
27 milyar dolar.
*
Hiç kafayı yor’mayın...
Bastırsın biri 27 milyar doları...
Bitsin bu aşkın ıstırabı.
*
Adamın asabını boz’mayın.
YILMAZ ÖZDİL |
Tarih: 02:21, 1/6/2009 Kategori: GAZETE YAZILARI |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|